Derneğin Amacı
Derneğimizin amacı, cinsellik alanında çalışan farklı disiplinlerden profesyoneller arasında eşgüdümü sağlamak, sağlık profesyonellerini cinsel tedaviler konusunda eğitmek, cinsel tedavilerin bilimsel standartlara ve etik kurallara uygun yapılmasını sağlamak ve toplumun cinsel eğitimine katkıda bulunmak şeklinde özetlenebilir.
 
 
Sizden Gelen Sorular
 
Üyeliklerimiz
Skip Navigation Links

Transseksüelite

Transseksüel ne demektir?
Doğumumuzda anatomik, genetik ve biyolojik özelliklerimizle belirlenen cinsiyetimize ‘biyolojik cinsiyet’ denmektedir. Kişi 2-3 yaşlarındayken ‘ben kızım’ ya da ‘ben erkeğim’ duygusu yani ‘cinsel kimliği’ oluşmaya başlar. İnsanların büyük bir kısmının cinsel kimliği biyolojik cinsiyetleri ile uyumlu olmasına rağmen bazı kişiler kendilerini biyolojik cinsiyetlerine değil karşı cinsiyete ait hissedebilirler (örneğin doğumunda kadın cinsel organlarına sahip bir kişinin kendisini erkek, ya da erkek organları ile doğan bir kişinin kendisini kadın olarak tanımlaması gibi…) Kişinin cinsel kimliği ile biyolojik cinsiyetinin örtüşmediği bu duruma ‘tansseksüalite’ denir. Transseksüel bireyler yaşadıkları bu uyumsuzluğu giderebilmek için tıbbi (hormonal ve/veya cerrahi) müdahaleye ihtiyaç duyarlar.  

Transseksüelliğin nedenleri nelerdir?
Araştırmacılar transseksüalitenin biyolojik, genetik, ailesel, sosyal ve kültürel faktörlerin etkileşiminden kaynaklandığı konusunda hemfikirlerdir. Fakat cinsel kimlik bozukluğuna neden olabilecek bir faktör saptanmamıştır. Her geçen yıl bunların göreceli katkısını anlamaya biraz daha yaklaşılsa da, çoğu faktör hala bilinmemektedir.

Eldeki veriler, transseksüelliğin genetik, fiziksel ya da hormonal bir bozukluktan kaynaklanmadığı yönündedir. Psikolojik faktörler göz önüne alındığında, sosyal öğrenme kuramları, yetiştirme unsurları, ebeveyn tutumları ayrıntılı bir şeklide pek çok araştırmada değerlendirilmiş fakat belirgin bir sonuç elde edilmemiştir.

 Sonuç olarak bazı bireyler transseksüel olarak doğmaktadır, bu ne bir seçim ne de başkasının (en yaygın kanı ile ebeveynlerinin) hatası değildir, sadece bir farklılıktır. 

Transseksüellik nasıl anlaşılır ve nasıl belirtiler gösterir?
Çocuk ve ergenlerdeki cinsel kimlik çatışmasının sıkça rastlanan görüntüsü, karşı cinsiyete sahip olma arzusunun ifade edilmesi, karşı cinsiyet gibi giyinme, hissettiği cinsiyete ait oyun ve oyuncaklarla oynama, halihazırdaki kabul edilen cinselliğine ve cinsiyetine uygun beklenen hal ve tavırlardan, giyinmekten ve oyunlar oynamaktan kaçınma, hissettiği cinsiyetten oyun arkadaşı ve arkadaşları tercih etme, vücut olarak cinsel özelliklerinden ve işlevlerinden hoşlanmama şeklindedir. Çocukken karşıt cinsiyete özgü davranışlar cinsel kimlik bozukluklarından daha sık görülür. Başka bir deyişle, her karşıt-cinsiyet davranışı gösteren çocuk ergenlik ya da erişkinlik döneminde transseksüelite yönünde gelişme göstermeyecektir. Fakat bedenlerine ve cinsel kimliklerine dair huzursuzlukları devam eden, yani transseksüel gençler için yapılabilecek tek tedavi, cinsiyetin yeniden tayinidir. Süreç ve sonuçları belirgin olmasa da hem erken çocukluk hem de ergenlik dönemlerinde ebeveynlerin yapması gereken cezalandırıcı ve yargılayıcı olmadan, hem destek hem de bilgi alabilecekleri konunun uzmanı bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmaktır.

Transseksüalite sadece erkeklerde mi görülür?
Transseksüalite sadece erkeklerde değil kadınlarda da görülebilen bir durumdur. Fakat toplumda nadir olarak görülen bir durum olduğu için sıklık ölçümü çalışmaları görece zorlaşmaktadır. Yine de yapılan son çalışmaların verilerine göre sıklık, erkeklerde 11.900’de 1, kadınlarda 30.400’de 1’dir.

Transseksüalite sapkınlık ya da akıl hastalığı mıdır?
Bir bozukluğu mental (akıl) bozukluk olarak niteleyebilmek için, bozukluğun kişide mental yakınmalara neden olması ve uyumla ilgili belirgin sorunlara neden olması gerekir. Transseksüalite ruh sağlığı uzmanlarının klinik tanıları sınıflamakta kullandıkları bir araç olan DSM tanı kılavuzunda Cinsel Kimlik Bozuklukları tanısı altında yer almaktadır. Fakat bu resmi tanının kullanılmasının nedeni bireyleri damgalamak veya bu hastaların medeni haklarının azaltılmasına izin vermek değil, kişilerin iyileşme ümidi, sağlık sigortası kapsamına girme, gelecekte daha etkili tedaviler için araştırmalarda rehber olma gibi önemli yararlar sağlamaya çalışılmasıdır. Cinsel kimlik bozukluğu biyolojik, hormonal, fiziksel bir hastalık olmadığı gibi bir sapkınlık da değildir. Tarihsel olarak tüm dönemlerde çeşitli toplumsal kurallar nedeniyle farklı özellikleri olan azınlık grupları ‘normal’den sapma gösterdikleri, yani aslında sadece ‘farklı’ oldukları için ‘sapık/sapkın’ olarak nitelenmişlerdir. Günümüz biliminin sunduğu bilgiler ışığında bu nitelemenin hiçbir bilimsel gerçekliği yoktur.
 
Cinsel kimlik bozukluğunun tedavisi nedir?
Cinsel kimlik bozukluğu tanısına varıldıktan sonra tedavi yaklaşımı 3 evreden oluşmaktadır. Bunlar, arzu edilen cinsiyette gerçek yaşam deneyimleri, arzu edilen cinsiyete ait hormonların kullanılması ve cinsel organlarla diğer seks karakterlerini değiştirmeye yönelik cerrahi girişimler olarak sıralanabilir. Kişinin bu tedavi süreçlerinin tümünde kendisine destekte bulunabilecek aile ve sosyal destek ortamı ile takibini yürüten klinisyen (psikiyatr, psikolog, cerrah vb. ) grubunun varlığı yeni yaşam koşullarına adaptasyonda (uyum sağlamada) oldukça önemli yer tutmaktadır.

Cinsel kimlik bozukluğu olanlarda hormon tedavisi neden gereklidir? Tedaviye kaç yaşında başlanmalıdır?
Uygun olduğu belirlenmiş erişkin cinsel kimlik bozukluğu vakalarında, karşı cins hormon tedavisi, anatomik ve psikolojik cinsiyet geçiş sürecinde önemli rol oynar. Hormonlar, çoğunlukla, yeni cinsiyette başarılı bir şekilde yaşayabilmek için tıbben gereklidir. Hormonlar, yaşam kalitesini iyileştirir ve birlikte bulunabilecek diğer psikiyatrik sorunları sınırlandırırlar. Klinisyen, biyolojik kadınlara androjen, biyolojik erkeklere östrojen, progesteron ve testosteron bloke edici ilaçlar verdiğinde, hastalar daha çok tercih ettikleri cinsiyetin görüntüsüne sahip olurlar ve kendilerinin daha çok yeni cinsiyetin üyesi olarak hissederler. 

Hormon tedavisinin başlangıç yaşı uluslararası protokollerde 18’dir. Ergenlik döneminde hormon kullanımına başlanması halen tartışılan konulardandır. Öncelikle tanıda netleşebilmek için uzun dönem, aile ile iş birliği içinde, farklı uzmanlık dalındaki hekimlerden oluşan bir ekipçe (endokrinolog, ergen psikiyatristi, cinsel kimlik bozukluğu alanında uzman bir terapist) ergenin izlenip tedavinin planlanması önemlidir.  

Hormon tedavisinin istenen etkileri ve yan etkileri nelerdir?
Hormonların İstenen Etkileri:

Östrojenlerle tedavi edilen biyolojik erkeklerin gerçekçi olarak bekleyebilecekleri sonuçlar:

 Memelerde büyüme, vücut yağlarının kadın profiline yakın bir şekilde yeniden dağılımı, vücudun üst bölümünün gücünde azalma, cildin yumuşaması, vücut kıllarının azalması, saç kaybında yavaşlama veya durma, üreme ve testis boyutlarında azalma daha az olarak da penis sertliğinde azalma şeklinde sıralanabilir. Tedavinin kesilmesinden sonra memedeki büyüme tamamen geri dönmezse de bu değişimlerin çoğu geri dönüşümlüdür. 
Testosteronla tedavi edilen biyolojik kadınların bekleyebilecekleri kalıcı değişiklikler:

 Sesin derinleşmesi, klitoriste büyüme, hafif meme atrofisi (küçülme), vücut ve yüz kıllarında artma ve saçlarda erkek tipi açılma şeklindedir. Geri dönüşümlü değişiklikler, vücut üst bölümünün kuvvetinde artma, ağırlık artışı, sosyal ve cinsel ilgide, uyarılabilmede artış ve kalça yağlarında azalma olarak sayılabilir.

Muhtemel Olumsuz Tıbbi Yan Etkiler:
 Tıbbi sorunu, diğer bir deyişle kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalık riski olan hastalar, karşı cins hormon tedavisi neticesi ciddi ve ölümcül sonuçlar yaşama bakımından daha fazla risk altındadırlar. Örneğin, sigara içme, obesite (şişmanlık), ileri yaş, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, pıhtılaşma bozuklukları, kanser ve bazı endokrin (hormonal) bozukluklar yan etkileri artırır ve hormon tedavisi için risk oluşturur. Bununla beraber, hormonlar riskler kadar sağlıkla ilgili faydalar da sağlarlar. Fayda, zarar oranı hormonu yazan klinisyen ve hasta tarafından birlikte değerlendirilmelidir. 
Östrojen ve progesteron ile tedavi edilen biyolojik erkeklerdeki yan etkiler, pıhtılaşmaya eğilim (ölümcül pulmoner emboli riski bulunan venöz (damar) tıkanmalar), iyi huylu hipofiz prolaktinomaları (memelerden süt çıkışına neden olan iyi huylu tümör) gelişimi, üreme yetisinde azalma veya kaybolma, kilo artışı, duygusal dalgalanma, karaciğer hastalıkları, safra taşı oluşumu, uykulu hal, yüksek tansiyon ve diyabet (şeker hastalığı) şeklinde sayılabilir. Testosteron ile tedavi edilen biyolojik kadınlardaki yan etkilerse, üreme yeteneğinde azalma veya kaybolma, akne (sivilce), emosyonel (ruh halinde) değişkenlik, cinsel istekte artış, kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalık riskinde artış, lipid profilinde (kandaki yağ düzeyleri) erkek tipine dönüş, iyi ve kötü huylu karaciğer tümörleri gelişimi ve karaciğerin görevini yapamamasını kapsar.

Bu hayati yan etkiler göz önüne alındığında, transseksüel bireylerin hormon kullanımına mutlaka doktor takibinde başlamaları ve en az 6 aylık aralıklarla laboratuar tetkikleri yaptırarak tıbbi izlem altında olmaları gerekmektedir.  

Cinsiyet geçişinde cerrahi tedavi nasıl yapılır?
Biyolojik erkekler için genital cerrahi testislerin çıkarılması, penisin alınması, klitoris ve labia (kadın cinsel organındaki dudak) yapımı ve yeni bir vajina yapımını kapsayabilir. Biyolojik kadınlar için genital cerrahi ise rahim, tüpler ve vajinanın çıkarılması, skrotum (torba) ve üretranın (idrar yolu çıkışı) yapılması, testis protezlerinin yerleştirilmesi ve yeni bir fallus (penis) oluşturulması işlemlerini kapsayabilir.

Biyolojik kadınların memelerinin alınması (mastektomi) zaruri operasyonlar arasında iken, biyolojik erkeklerin hormonlarla yeterli ses incelmesi sağlanamadığı için ses teli operasyonları ya da kozmetik (görüntü) amaçlı meme, adem elması operasyonları kişisel tercihe bağlıdır. 

Cinsiyet geçişinde hukuki süreç nasıl işler?
Psikiyatri kliniğinin ilgili birimince takip edilen, hormon kullanımı için yeterli görülmüş, hormon kullanımında sorun yaşamamış,  gerçek yaşam deneyimleri olumlu olan ve terapistleri tarafından cerrahi operasyonlar için hazır olduğu düşünülen bireylere (İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nde bu süreçler en az 1,5 yıllık bir takiple sonuçlanmaktadır) takip edildiği klinik tarafından mahkemeye sunulmak üzere bir rapor oluşturulur. Bu raporun sunulduğu mahkeme izni ile genital (cinsel organlara yönelik) ameliyatlar gerçekleştirilir.

Mahkeme transseksüellikle ilgili kararı Medeni Kanun’un 40. Maddesindeki şartları göz önünde bulundurarak verir. Bu maddeye göre, kişi 18 yaşını doldurmuş ve bekar olmalıdır. Evliyse boşanmak zorundadır. Ayrıca transsekseül yapıda olup, cinsiyet geçişinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olduğunu kanıtlayan üniversite ya da eğitim ve araştırma hastanesinden alınmış sağlık kurulu raporu ile belgelemesi istenmektedir.

Kişinin geçiş yapacağı cinsiyete ait isim değişikliği psikiyatri raporundan önce yapılabilse de kimlik değişikliği rapor ve ameliyat sonrası yapılmaktadır.

 
     
 LookUs & Online Makale